1. Giriş:

    Fransa'nın Afrika'daki Sömürge Geçmişi 19. yüzyılda Fransa, Afrika'nın zengin topraklarını keşfetti ve böylece bir imparatorluğun temelleri atıldı. Özellikle Batı ve Kuzey Afrika'da etki alanını genişleten Fransa, yerel halklar üzerinde egemenlik kurarak, tarım ürünleri, madenler ve iş gücü gibi kaynakları metropolitan Fransa'nın ihtiyaçları doğrultusunda sömürmüştür. Bu dönemde kurulan sömürge yapılanması, Fransa'nın Afrika üzerindeki uzun vadeli ekonomik ve politik etkisinin temelini atmıştır.

    Fransız idaresi, yerel yönetim sistemlerini yok sayarak, merkeziyetçi ve otoriter bir yönetim anlayışını benimsemiştir. Bu süreçte, Afrika'nın doğal kaynakları sistemli bir şekilde Fransa'ya akıtılmış, kıta ekonomik bağımlılık içerisine sürüklenmiştir. Sömürgecilik dönemi, Afrika'nın sosyo-ekonomik yapısında derin yaralar açarak, bağımsızlık sonrası dönemde dahi bu ülkelerin kalkınma çabalarını zorlaştırmıştır. Bu tarihsel miras, günümüzde de Fransa ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerde karmaşık bir etkileşim alanı oluşturmaktadır.

    Fransa'nın Afrika'daki sömürge hakimiyeti, 19. yüzyılın sonlarından itibaren 20. yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür. Bu süre zarfında, I. ve II. Dünya Savaşları, sömürge yönetimleri ve yerel halklar arasındaki dinamikleri önemli ölçüde etkilemiştir. I. Dünya Savaşı sırasında, Afrikalı askerler ve işçiler, Fransa'nın savaş çabalarına destek vermek için Avrupa'ya gönderilmiş, bu durum sömürge altındaki halkların milliyetçilik duygularını ve bağımsızlık taleplerini güçlendirmiştir. II. Dünya Savaşı'nın ardından, Afrika'da bağımsızlık hareketleri daha da ivme kazanmış, savaşın yıkıcı etkileri ve dekolonizasyonun küresel rüzgarları, Fransa'yı sömürgelerine olan yaklaşımını yeniden değerlendirmeye zorlamıştır.

 

2. CFA Frankı'nın Oluşumu ve Amacı

 

    II. Dünya Savaşı sonrası dönem, Fransa için hem kayıpların telafi edildiği hem de sömürge imparatorluğunun yeniden şekillendirildiği bir zaman dilimi olmuştur. Bu dönemde, Fransa'nın Afrika'daki ekonomik çıkarlarını koruma ve güçlendirme amacıyla 1945 yılında CFA Frankı kurulmuştur. CFA önce "Colonies françaises d'Afrique" (Fransız Afrika Sömürgeleri) adının kısaltması olarak kullanıldı ancak 1958 yılında "Communauté Financière Africaine" (Afrika Finansal Topluluğu) olarak değiştirildi[1]. CFA Frankı, aslında Batı ve Orta Afrika olmak üzere iki farklı para biriminden oluşur fakat her iki birimin de değeri aynı şekilde 2 Fransız Frankı'na sabitlenmiş olduğundan pratikte biri diğerinin yerine kullanılabilir durumdadır.

Resim 1

 

    Bu sistemin amacı, sömürge ekonomilerini Fransa'nın ekonomik çıkarlarına hizmet edecek şekilde düzenlemek ve Fransız Frankı'nın uluslararası alanda değerini desteklemekti.

    CFA Frankı, Fransız Frankına sabitlenmiş ve böylece Fransa'nın Afrika'daki ekonomik nüfuzunu pekiştiren bir araç haline gelmiştir. Bu sistemle birlikte, Fransız frankında yaşanan bir değer kaybı doğrudan CFA frankında da bir değer kaybına yol açıyordu. CFA bölgesi ülkelerinin Fransa dışında başka bir yerden ithalat yapmaları çok pahalı bir hale geldi. Bu durum Afrika ülkelerinin dış ticaretini büyük ölçüde Fransa ile sınırlandırmış, bu da Afrika'nın diğer dünya pazarlarına olan bağımlılığını azaltmış ve Fransız ürünlerine olan talebi artırmıştır. Ayrıca, CFA Frankı'nın kullanımı, Fransız şirketlerine Afrika'daki doğal kaynaklara erişimde önemli avantajlar sağlamıştır. Bu para birimi, Afrika ülkelerinin ekonomik kalkınmalarını sınırlayan, dışa bağımlı bir ekonomik yapıyı pekiştirmiş ve bağımsızlık sonrası dönemde bile bu ülkelerin Fransa'ya olan ekonomik bağlılıklarını devam ettirmiştir.

    CFA Frankı'nın oluşturulması ve uygulanması, Fransa'nın Afrika'daki sömürgeci yaklaşımının bir devamı niteliğindedir. Askeri güç kullanımından ziyade ekonomik araçlarla sömürgeci kontrolünü sürdürme stratejisi, dekolonizasyon sürecinde bile Fransa'nın Afrika'daki etkisini korumasını sağlamıştır. Fransız şirketleri, CFA bölgesi ülkelerinde maden ve yeraltı kaynaklarını kur değişiminden etkilenmeksizin Fransa'ya ihraç edebilmiş ve Afrika'nın zenginliği Fransa'ya aktarılmaya devam edilmiştir. Bu durum, Afrika'nın ekonomik bağımsızlığını kazanma yolunda önemli bir engel teşkil etmiş ve günümüzde de Fransa ile eski sömürgeleri arasındaki ilişkilerde karmaşık dinamiklere yol açmıştır.

 

3. Bağımsızlık Sonrası Dönem ve CFA'nın Rolü

 

    Afrika kıtasının büyük bir bölümü, 1950'lerde Fransız sömürüsüne karşı çıkmış, 1960'ların başlarında sömürgecilik zincirlerini kırarak bağımsızlıklarını kazanmıştır. Afrika'daki bağımsızlık hareketleri, sömürgeciliğe karşı yükselen milliyetçilik akımlarıyla başlamıştır. Bu mücadelenin ilklerinden olan Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi, Afrika'daki diğer bağımsızlık hareketlerinden daha kanlı ve şiddetli olmuştur. Fransa, kendisi için stratejik önemi büyük olan Cezayir'i kaybetmemek adına bu harekete çok sert karşılık vermiş ve büyük insan hakları ihlalleri ve katliamlar gerçekleştirmiştir.

    Uluslararası baskıların artması ve Fransa içindeki kamuoyunun desteğinin azalmasıyla birlikte, 1962'de Évian Anlaşmaları imzalanmış ve Cezayir'in bağımsızlığı tanınmıştır.

    Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi, Afrika'da sömürgecilikle mücadelenin sembollerinden biri haline gelmiş ve diğer bağımsızlık hareketlerine ilham kaynağı olmuştur.

    Ancak, bu yeni dönem, ekonomik bağımlılıkların sona erdiği anlamına gelmemiştir. Cezayir'de yaşadığı yenilgi, Fransa'ya kan ve şiddetle değil, ekonomik ve diplomatik yöntemlerle sömürgelerini elinde tutmaya yöneltti. Eski sömürgeleri için, CFA Frankı aracılığıyla sürdürülen ekonomik bağlar, Fransa'nın bu yönde ilerlemesine zemin hazırladı.

    Fransa, Batı Afrika'daki eski sömürgelerinde bağımsızlık hareketlerini adeta ele geçirip, kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirdi. Yerel elitleri etkileyerek ve kendi seçtikleri kişileri iktidar pozisyonlarına yerleştirerek, bu kişileri adeta kukla olarak kullandı ve onlara teorik bağımsızlıklarını sundu. Her bir sömürgeye, bağımsızlık sonrası Fransa ile ilişkilerini tanımlayacak sözde işbirliği anlaşmaları teklif edildi. Bu anlaşmalar sömürgeden sömürgeye farklılık gösterse de, genellikle Fransız şirketlerine doğal kaynaklara öncelikli erişim hakkı tanıdı, Fransızların ülkelerinde askeri üslerini sürdürmelerine olanak sağladı ve her zaman için sömürgelerin CFA Frankı Finansal Sistemi içinde kalmalarını tavsiye etti. Sömürgelerin bu işbirliği anlaşmalarını kabul etmeleri ve CFA Frankı sistemine bağlı kalmaları, Fransa'nın bu yeni dönemde ekonomik ve diplomatik yollarla sömürgeler üzerindeki etkisini sürdürmesine olanak tanıdı.

 

4. Gine örneği

 

    Ülkeler teoride bu anlaşmayı kabul etmekte ya da etmemekte özgürdü ancak Fransa bunu reddetmenin ağır sonuçları olacağını gizliden gizliye belirtiyordu. Gine 1958 yılında bu teklifi ve CFA sistemini reddeden tek ülkeydi. Gine'nin kurucu başbakanı olan Sekou Toure, Fransız cumhurbaşkanı Charles de Gaulle'ün de katılmış olduğu bir konuşmada "zengin ve köle olmaktansa; fakir ve özgür olmayı tercih ederim" diyerek iş birliğini geri çevirdiğini bildirdi.

    Fransa, Gine'yi mümkün olan en kötü örnek haline getirmeye karar verdi. Gine'den tamamen çekilip onlara erken bağımsızlıklarını verdi ancak çıkarken, Gine toplumuna Fransız katkısı olarak gördükleri her şeyi kasıtlı olarak yıktı ve tahrip etti. Makineleri yok etti, başkentin kanalizasyon sistemi için planları yaktı, ilaçlarını arkalarında bırakmak yerine imha etti ve hatta ofislerindeki ampulleri bile söküp hepsini Fransa'ya geri götürdü. Fransa'nın Gine'ye yönelik tüm yabancı yardımları kesildi ve Gine, 1959'da kendi bağımsız para birimlerini geliştirmek için Sovyet Birliği ve Doğu Bloku'na yönelince, Fransa bunu CFA Frankı sistemine doğrudan bir tehdit olarak algıladı. Bunun üzerine, Gine'nin ekonomisini çökertmek ve hiperenflasyon yaratmak amacıyla ülkeyi sahte Gine para birimiyle doldurmaya başladı ve hatta Gine'deki isyancıları silahlandırmaya dahi girişti.

    Bağımsızlık sonrası Gine, ekonomik olarak izole bir duruma düşerken, kendi para birimini geliştirme çabaları, başlangıçta ciddi zorluklarla karşılaştı. Fransa'nın baskıcı politikaları ve ekonomik sabotaj girişimleri, Gine ekonomisinde istikrarsızlığa yol açtı. Hiperenflasyonun tetiklenmesine ve sosyal huzursuzlukların artmasına sebep oldu. Gine'nin bu hamlesi, diğer Afrika ülkeleri için hem ilham verici hem de uyarıcı bir örnek teşkil etti. CFA Frankı kullanımındaki bu kırılma, bölgede ekonomik bağımsızlık arayışlarının simgesi haline geldi. Kamerun lideri Félix-Roland Moumié aynı adımları kendi ülkesinde atmayı planlıyordu. Ancak 1960 yılında Fransa gizli servisi tarafından İsviçre'de suikaste uğradı. Gine ise Sovyetler desteğiyle geliştirmeyi hedeflediği ekonomisini Çin modeli bir sosyalizme çevirdi.

    Gabon, zengin petrol rezervleri ile Fransa'nın Afrika'daki ekonomik ve stratejik çıkarlarının bir merkezi olarak önemli bir rol oynamıştır. Fransa, Gine'de yaşadıklarını tekrarlamamak adına, kendilerine bağlı bir yöneticiyi yönetime getirdiler. Omar Bongo 1967 yılında Gabon Cumhurbaşkanı olarak göreve başladığında, Fransa'nın desteğiyle ülkeyi uzun süre yönetmiş bir liderdir. Yönetimi boyunca, Gabon'un ekonomik kaynakları büyük oranda Fransız şirketleri tarafından sömürülmüş ve Bongo ailesi de bu durumdan büyük kazançlar sağlamıştır.

    1990 yılında Gabon'da halk, Bongo'nun otoriter yönetimine karşı ayaklanmış, ancak Fransa hızlı bir şekilde müdahale ederek, Bongo'yu desteklemiştir. Fransız hükümeti, başkent Libreville'e yüzlerce deniz piyadesi ve tank göndererek isyanı bastırmış ve Bongo'nun iktidarda kalmasını sağlamıştır. Fransızların 1960'lardan 1990'lara kadar olan 30 yıllık süreçte Afrika bölgesine yaptıkları askeri müdahale sayısı 122'dir.

    Madagaskar ve Moritanya da 1973 yılında CFA'dan ayrılan diğer ülkelerdir. Diğer taraftan, CFA'ya katılan ülkeler de olmuştur. Örneğin, aslen Fransız kolonisi olmayan Ekvator Ginesi 1985 yılında, Gine-Bissau ise 1997 yılında CFA sistemine dahil olmuştur. Bu ülkeler, ekonomik istikrar sağlama ve enflasyonla mücadele etme amacıyla CFA Frangı'nı benimsemiştir.

 

5. Euro dönemi

 

    Fransa, 1999 yılında Avro'ya geçiş yaparak kendi para birimi olan Fransız Frankı'ndan vazgeçti. Bu değişiklik, Afrika'daki eski sömürgeleri üzerindeki ekonomik etkileri açısından da önemliydi çünkü CFA Frankı, direkt olarak Fransız Frankı'na bağlı olarak değerlendiriliyordu. Avro'ya geçişle birlikte, CFA Frankı bu yeni para birimiyle sabit bir kur üzerinden ilişkilendirildi. 1 Euro 655.957 CFA frankına sabitlendi.

    Bu durum, CFA kullanımı olan ülkelerde birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Avro'nun güçlü bir para birimi olması, CFA kullanımı olan ülkelerde ithal ürünlerin fiyatlarının artmasına yol açtı. Bununla birlikte, CFA'nın Avro'ya sabitlenmesi, bu ülkelerin kendi ekonomik koşullarına uygun para politikaları uygulama yeteneklerini sınırladı. Yani, Avrupa Merkez Bankası'nın kararları, CFA kullanımı olan Afrika ülkelerinin ekonomileri üzerinde doğrudan bir etki yapmaya başladı.

    Avrupa Birliği ve CFA bölgesi, ekonomik öncelikleri ve ihtiyaçları bakımından önemli farklılıklar göstermektedir. Avrupa Birliği ülkeleri, gelişmiş bir ekonomik bölge olarak enflasyonla mücadele, para politikasının sıkılaştırılması ve bütçe disiplini gibi konulara öncelik verirken, CFA bölgesi ülkeleri genellikle altyapı geliştirme, istihdam yaratma ve ekonomik büyüme gibi daha temel ekonomik ihtiyaçlarla mücadele etmektedir. Ekonomik büyüme ve kalkınma, genellikle yatırım yapılması gereken alanlardır ve bu süreçler doğası gereği enflasyonist baskılar yaratabilir. CFA bölgesinin, kendi ekonomik koşullarına uygun esnek para politikalarına ihtiyacı vardır; ancak CFA Frankı'nın Avro'ya sabitlenmesi bu tür politikaların uygulanmasını engeller ve bu da kalkınma projeleri için gerekli olan finansmanın azalmasına yol açabilir.

    Sonuç olarak, CFA bölgesinin ekonomik özerkliği, kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş, esnek ve bağımsız bir para politikası gerektirir. Avro'ya sabitlenmiş bir para biriminin getirdiği kısıtlamalar, bu bölgenin kendi potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesine engel olmakta ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanma yolunda önemli bir engel teşkil etmektedir. Bu sebeplerden ötürü, CFA bölgesindeki ülkelerin kendi para birimlerini oluşturma veya mevcut sistemi reforme etme yönündeki çabaları, onların uzun vadeli kalkınma hedeflerine ulaşmaları için kritik önem taşımaktadır.

 

6. Afrika'da anti Fransız darbe hareketleri

 

    Batı Afrika ve Sahil kuşağı, son yıllarda siyasi istikrarsızlığın ve askeri darbelerin odağı haline gelmiştir. Bu darbeler genellikle yerel halkın mevcut yönetimlere olan hoşnutsuzluğu ve yabancı güçlerin bölgedeki etkisi ile tetiklenmektedir. Fransa'nın eski sömürgeleri olan bu ülkelerde, hem Fransız destekli hem de Fransa karşıtı darbeler gerçekleşmiştir. Gana'nın 1960'lardaki yardım talebiyle bölgeye giren Sovyetlerin ve daha sonra Rusya'nın da bölgedeki varlığı giderek artmaktadır.

    Örneğin, Mali'de 2020 yılında gerçekleşen askeri darbe, uzun süredir devam eden güvenlik sorunları ve ekonomik sıkıntılardan dolayı halkın geniş çaplı hoşnutsuzluğu sonucunda meydana gelmiştir. Bu darbe, Fransız kuvvetlerinin ülkedeki varlığını sorgulayan bir döneme denk gelmiştir. Darbenin ardından, Mali yönetimi Fransız askerî desteğinden uzaklaşarak Rus paralı asker gücü Wagner Grubu ile iş birliği yapma yoluna gitmiştir.

    Burkina Faso'da da benzer şekilde, 2022 yılında gerçekleşen darbe sonrası, ülkede Fransız karşıtı duygular güçlenmiş ve bu durum, Rusya'nın bölgedeki nüfuzunu artırma fırsatı olarak değerlendirilmiştir. Bu ülkelerde gerçekleşen darbeler, genellikle yönetimdeki yabancı etkinin azaltılmasını ve daha milliyetçi, bağımsız politikaların benimsenmesini hedeflemektedir.

    30 Ağustos 2023'te Omar Bongo'nun oğlu Ali Bongo'ya seçimi kazandığının ilanından birkaç dakika sonra başlatılan ve Gabon ordusu tarafından yürütülen bir darbe gerçekleştirildi. Darbe ile birlikte Bongo ailesinin Gabon'daki 56 yıllık hakimiyetine son verildi.

    Öte yandan, bölgede faaliyet gösteren terör örgütleri ve isyancı gruplar da siyasi dengeler üzerinde etkili olmaktadır. Örneğin, Boko Haram ve diğer silahlı gruplar, Nijer ve çevre ülkelerdeki istikrarsızlığı daha da artırmaktadır. Bu gruplar, yerel hükümetlere karşı operasyonlar düzenleyerek, zaten kırılgan olan bölgesel güvenliği daha da tehdit etmektedirler.

    Sonuç olarak, Batı Afrika ve Sahil kuşağındaki darbeler, hem iç politik dinamiklerden hem de yabancı güçlerin rekabetinden kaynaklanmaktadır. Bu rekabet, özellikle Fransa ve Rusya arasında, bölgenin geleceği üzerinde belirleyici bir rol oynamakta ve yerel halkın kendi kaderini tayin etme çabalarını şekillendirmektedir. Bu durum, bölgenin siyasi ve ekonomik bağımsızlığına kavuşma yolunda önemli bir engel teşkil etmektedir.

 

7. Sonuç

 

    Fransa'nın Afrika üzerindeki tarihsel etkisi, hem geçmişteki sömürgecilik faaliyetleri hem de bağımsızlık sonrası dönemde ekonomik mekanizmalar aracılığıyla sürdürülen neokoloniyal yaklaşımlarla devam etmektedir. CFA Frankı, bu neokoloniyal etkinin en belirgin araçlarından biri olarak kalmaya devam ediyor. Bu para birimi sistemi, Fransa'nın bölge üzerindeki ekonomik nüfuzunu pekiştirmiş, Afrika ülkelerinin tam anlamıyla ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarının önünde büyük bir engel oluşturmuştur. Politik açıdan bakıldığında, Afrika'nın bağımsızlık kazanmış ülkelerinde yaşanan askeri darbeler ve siyasi istikrarsızlıklar, hem iç dinamiklerden hem de dış güçlerin etkilerinden kaynaklanmaktadır. Fransa ve Rusya gibi dış güçlerin bölgedeki rekabeti, yerel yönetimler üzerinde doğrudan bir etki yaratmış, bazen bu rekabet yerel halkların kendi geleceklerini tayin etme çabalarına katkı sağlarken bazen de büyük zorluklar çıkarmıştır. Bu durum, Afrika'da siyasi ve ekonomik bağımsızlığın tam anlamıyla sağlanabilmesi için yerel ve uluslararası düzeyde yapısal değişikliklerin ve yeniden yapılandırma çabalarının şart olduğunu göstermektedir. Afrika ülkeleri, kendi kaderlerini tayin etme ve gerçek bağımsızlıklarını pekiştirme yolunda, hem içerideki yönetim anlayışını hem de dışa bağımlı ekonomik yapılarını dönüştürmeye devam etmeli, bu süreçte uluslararası toplumun da destekleyici ve yapıcı bir rol oynaması gerekmektedir.